• BIST 1.124
  • Altın 458,727
  • Dolar 7,6460
  • Euro 8,8844
  • Ankara : 22 °C
  • İstanbul : 23 °C
  • İzmir : 25 °C

İSLAM'da TIBBIN ÖNEMİ

14.05.2011 09:30
İSLAMda TIBBIN ÖNEMİ
Bir gazetemizin "Halk İlaçları İnceleme - Araştırma - Seri Yazısı" diye neşretmiş olduğu makaleleri günümüze ışık tutacak mahiyette görüldüğünden ufak bir kitap şekline sokmaya ve bazı eserlerden de katkıda bulunarak daha faideli olmasını sağlamaya çalışt

Bir gazetemizin "Halk İlaçları İnceleme - Araştırma - Seri Yazısı" diye neşretmiş olduğu makaleleri günümüze ışık tutacak mahiyette görüldüğünden ufak bir kitap şekline sokmaya ve bazı eserlerden de katkıda bulunarak daha faideli olmasını sağlamaya çalıştık.
Modern tıpta, bir süreden beri eskiye dönüş hareketi başladı. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde, artık laboratuarlarda yapılan ilâçlar yerine, doğrudan doğruya bitkiler ve hayvanlardan elde edilen tabii ilâçları kullanma eğilimi yaygınlaşıyor. Hatta İngiltere ve Fransa'da, otlar, sebze ve meyveler ve hayvani gıdalarla tedaviye teşvik için, bazı ilâçların imali yasaklanıyor.
İnsanoğlu, dünyada yaşamaya başladığından beri, sağlığını koruma mücadelesini de yürüttü. Rahatsızlık, hastalık, yaralanma ve sakatlık hallerinde, kendisini nasıl iyileştireceğinin çarelerini aradı durdu. Ve uzun asırlar boyu aralıksız süren bu faaliyet içinde, tabiatın koynunda gizlenmiş şifa sırlarını çözdü. Otları, gıda maddelerini birbirine karıştırarak, sayısız reçeteler buldu.
Geçen yüzyılın ortalarına kadar halkın sağlık konusunda kendi başının çaresine baktığını veya ihtisas kazanmış aktarların himmetine sığındığını biliyoruz. Bu yalnız Anadolu'da değil, Avrupa ülkelerinde, Hint'te, Çin'de: Afrika'da ve Amerika'da da böyleydi. Dünya üzerinde halâ milyarlarca insanın, eczanelerde satılan ilâçlarla değil, nesilden nesile geçen tabii ilâçlarla tedavi gördüğünü unutmamak gerek. Tıp ilmi, işte yıllardır ihmal edilen bu sahayı yeniden keşfe çıkmış ve insanlığın tecrübelerini değerlendirmeye başlamıştır.
Türklerde eczacılık konusunda bir araştırma yapan Eşref Eşrefoğlu, (Hayat Tarih Mecmuası, Sayı 1, Ocak 1977) 'de şunları yazıyor:
"Türk - İslâm sentezi içinde çeşitli alanlarda gelişme gösteren Anadolu uygarlığının, tıp ve eczacılık alanında da kendinden önceki uygarlık birikimlerinden yararlandığı bir gerçektir. Anadolu'da XII. ve XIII. yüzyıllarda, hekim - eczacı işbirliği ile halk sağlığına önem verildiği, bunun yanında ilâç yapımı için gerekli olan maddeleri sağlayan aktar esnafının büyük önem taşıdığını biliyoruz.
XVI. yüzyılda Osmanlı Türklerinde, aktar dükkanları bir eczane görevi yaparlardı. Yüzyıllar boyunca Selçuklu ve Osmanlı hekimleri aynı zamanda eczacılık yaptıklarından, Anadolu'da aktarlardan başka eczane yoktu.
Bitki kökleri ile hayvani ürünlerden alman ve drog denilen ham ve yarı ham maddeler, ecza yapımının esasını meydana getirmekteydi. Evliya Çelebi'nin sözünü ettiği İspençiyarlar (eczacılar), ot buluciyanlar (labada kökü, hindiba, lisanaver, garikan otu, meyan kökü gibi deva verici otları toplayıp satanlar), güllabcılar (buhur suyu, gül suyu, anber suyu, asilbent, ma-i kaidi, ma-i yasemin gibi güzel kokulu sıvıları satanlar). Macuncular ve meşrubat! devâcılar (hindiba, göknar ve nane bitkilerini imbikten geçirerek damıtık ruhunu satanlar), XVII. yüzyılda bu ihtisaslaşmanın ne dereceye vardığını gösterir.
1285 milâdi yılında Kahire de Sultan Kalavun, orta çağın en büyük hastanesi olan Bimaristan el Mansurinin inşasına başladı. Dört taraftaki güzel çitlerin içersinde sıra kemerlerle süslü çeşmeler ve küçük dereleri: serinletilmiş avlunun etrafında dört bina yükseliyordu. O hastahanede muhtelif hastalıklar ve nekahat devresindeki hastalar için ayrı ayrı koğuşlar, laboratuarlar, bir dispanser, hastanede yatmadan ayakta tedavi olan hastalar için klinikler, hastalar için perhiz yemekleri hazırlayan mutfaklar, hamamlar, bir kütüphane bir mabed, bir ders salonu ve akıl hastaları için hususi surette güzel yapılmış yatma yerleri vardı. Erkek, kadın, zengin, fakir, köle, hür herkez için tedavi parasızdı, Nekahat devresindeki her hastaya, hastaneyi terk ettiği sırada hemen işe başlamaya mecbur kalmaması için para verilirdi. Uykusuz kimselere hafif musiki, mesleği masal anlatmak olan kimseler için, masal anlattırılır ve tarih kitapları verilirdi." 632 1058 Miladi yılı arasında islâm aleminde otuz dört hastane kurulduğunu biliyoruz Bağdat'ta bizce bilinen en eski hastane Harun El Reşid zamanında açılmıştı. Orada onuncu asırda ayrıca beş hastane daha açıldı. 918 yılında Bağdat'da bir hastaneler müdürlüğü mevcut idi. İslâm âle¬minde en meşhur hastane 706. yılında Şam'da kurulan Bimaristan idi. Yukarda da ismi geçen bu hastanede yirmi dört tabib çalışıyordu. Tıp tedrisatı bilhassa hastanelerde yapılıyordu. Hiç kimse bir imtihandan geçip devlet ruhsatı almadan icra-i tababet edemezdi. Eczaneler, berberler ve ortopedistler (Kırık, çıkıkçılar sınıkçılar) da aynı şekilde devlet nizam ve teftişine tabi tutulmuşlardı. Muayyen tabibler hapishanelere günlük ziyaretler yaparlardı. 931 yılında Bağdat'da sekizyüz altmış adet ruhsatlı tabib vardı.
Eskiden bilinen ilaçlara müslümanlar Amber Kâfur Çin Tarçını. Karanfil, Cıva, Sinameki ve Mür'ü eklediler eczacılığa ait yeni tertipler (sirop - julep - şurup v s.) icad ettiler.
İtalya'nın yakın doğu ile ticaretinin başlıca mevzularından biri Arab ilaçlarının İtalya'ya ithalini teşkil ederdi. Müslümanlar ilk dispanserleri ve ortaçağın ilk eczacılık okulunu kurdular ve eczacılık ilmine ait büyük eserler yazdılar. Müslüman tabibler bilhassa ateşli hastalar için buharlı banyonun şiddetli müdafileri idiler onların çiçek ve kızamık hastalığını tedavi tarzlarının daha iyisini günümüzde bulmak mümkün değildir. Nefesle çekilen ilaçlarla anestezi bazı cerrahi ameliyatlarda tatbik ediliyordu. Haşhaş ve diğer ilaçlar derin uykuya sevk etmek için kullanılıyordu.
Yine Will Durant'ın yazmış olduğu "The Age Of Faith" adlı eserinin tıb bölümünde şu satırlara rastlıyoruz : İslâm âlemi teçhizat ve hastahanelerin kifayeti sahalarında da dünyaya rehberlik etti. Hastahanelerden biri 1160 Milâdi yılında Şam'da Nureddin Zengi tarafından kuruldu. Bu hastanede üç asır boyunca parasız tedavi yapıldı ve parasız ilâç verildi. İbni Cübeyr 1184 Milâdi yılında Bağdad'a geldiğinde Bimaristan Adudi isimli büyük bir hastaneyi harikulade buldu. Bu hastane bir takım sultan sarayları gibi fırat nehrinin kenarında yükseliyordu. Orada hastalara ilâç ve yiyecek parasız verilirdi.
İşte bu malumatın bazısını bir yabancı ağzından alıp dökmekteki kastımız Eserimizde "İslâmda Tıbbın Önemi"ni bir nebze olsun belirtmek, mazideki ecdadımızla öğünüp aynı hizmet kervanına bu gün daha fazlasıyla katılmak içindir. Milletimizin Tabibleri bu gün de dış ülkelerde parmak ısırtacak kadar mahir ve mesleklerinde üstündür. Allahü Teala milletimizi her sahada her milletten daha üstün yapma gayreti içinde bulundursun inşaallahü Tealâ. HASAN BURKAY(K.S.)

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Bana Dünya Görüşünle Gel06 Temmuz 2020 Pazartesi 19:43
  • Umutlu yaşam uygulama merkezi açılıyor06 Temmuz 2020 Pazartesi 10:30
  • Gölbaşı Sanayi Sitesi Dezenfekte edildi15 Haziran 2020 Pazartesi 10:47
  • Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek izne ayrıldı10 Haziran 2020 Çarşamba 09:32
  • Yerel üreticilerin ürettiği sütler halka buluştu01 Haziran 2020 Pazartesi 15:04
  • Pazar yerinde sosyal mesafe unutuldu29 Mayıs 2020 Cuma 21:27
  • Mehmet Aktay canlı yayın da açıklamalarda bulundu27 Mayıs 2020 Çarşamba 20:39
  • İbrahim Ateş'ten bayram mesajı23 Mayıs 2020 Cumartesi 22:23
  • Başkan Şimşek'ten Ramazan Bayramı mesajı23 Mayıs 2020 Cumartesi 19:01
  • GÖLBAŞI CAMİLERİNE DEZENFEKSİYON İŞLEMİ21 Mayıs 2020 Perşembe 11:11
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Gölbaşı Taraf | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 484 23 84 0541 200 20 19 0533 966 12 89 | Faks : 485 04 53 | Haber Yazılımı: CM Bilişim